Verimli Çalışma Alışkanlığında Okul ve Aile İş Birliğinin Rolü: Öğrencinin Öz Düzenleme Becerisini Desteklemek

Öğretmen Gelişimi 03.08.2026

Verimli Çalışma Alışkanlığında Okul ve Aile İş Birliğinin Rolü: Öğrencinin Öz Düzenleme Becerisini Desteklemek

Verimli Çalışma Alışkanlığında Okul ve Aile İş Birliğinin Rolü: Öğrencinin Öz Düzenleme Becerisini Desteklemek

Bir öğrencinin düzenli ders çalışma alışkanlığı yalnızca okulda verilen ödevlerle oluşmaz.

Aynı şekilde evde oluşturulan sıkı bir çalışma programı da tek başına öğrenciyi planlı ve sorumluluk sahibi hâle getirmez.

Kalıcı çalışma alışkanlığı;

okulda oluşturulan öğrenme kültürü, evde sunulan destek ve öğrencinin giderek kendi öğrenmesinin sorumluluğunu üstlenmesi

ile gelişir.

Bu nedenle öğrencinin akademik gelişimini yalnızca:

“Öğretmen yeterince çalıştırıyor mu?”

veya:

“Ailesi derslerini takip ediyor mu?”

soruları üzerinden değerlendirmek yetersizdir.

Daha doğru soru şudur:

“Okul, aile ve öğrenci birbirini destekleyen bir çalışma düzeni oluşturabiliyor mu?”

Sağlıklı bir okul-aile iş birliğinin temel amacı, öğrencinin sürekli kontrol edilmesini sağlamak değildir.

Asıl hedef öğrencinin zaman içinde:

  • kendi hedeflerini belirleyebilmesi,

  • çalışma süresini planlayabilmesi,

  • dikkatini yönetebilmesi,

  • neyi öğrenip öğrenmediğini fark edebilmesi,

  • gerektiğinde yardım isteyebilmesi,

  • çalışma yöntemini değiştirebilmesi

gibi öz düzenleme becerilerini geliştirmesidir.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin beceri ve değer çerçevesinde de öz düzenleme, sorumluluk, disiplinli çalışma, iç motivasyon ve aile içi iş birliği önemli unsurlar arasında yer almaktadır.

Öğrencinin Başarısı Yalnızca Okulda Belirlenmez

Öğrenci gününün yalnızca belirli bölümünü okulda geçirir.

Okul dışında;

  • uyku düzeni,

  • çalışma ortamı,

  • ekran kullanımı,

  • aile içi iletişim,

  • arkadaş çevresi,

  • dinlenme biçimi,

  • çalışma alışkanlıkları

öğrenme sürecini doğrudan veya dolaylı biçimde etkileyebilir.

Ancak burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir.

Ailenin eğitime katkısı:

“Çocuğun bütün derslerini kontrol etmek”

anlamına gelmez.

Özellikle öğrenci yaş aldıkça aile desteğinin biçiminin değişmesi gerekir.

İlk yıllarda daha fazla hatırlatma ve yapılandırma gerekebilir.

Zaman içinde bu destek azaltılmalı ve öğrenci kendi çalışma düzenini yönetmeye teşvik edilmelidir.

Amaç aileye bağımlı çalışan bir öğrenci değil, kendi öğrenmesini yönetebilen bir öğrenci yetiştirmektir.

Okul-Aile-Öğrenci Üçgeni

Eğitim sürecini üç temel paydaş üzerinden düşünmek yararlı olabilir:

Okul ve öğretmen

Öğrenme hedeflerini belirler, öğrencinin gelişimini takip eder, uygun öğretim ve değerlendirme ortamları oluşturur.

Aile

Uygun çalışma koşulları sağlayabilir, öğrencinin sorumluluk geliştirmesini destekleyebilir ve öğretmenle sağlıklı iletişim kurabilir.

Öğrenci

Zaman içinde kendi öğrenme sürecinin giderek daha fazla sorumluluğunu üstlenir.

Bu üç tarafın rolleri birbirine karıştığında problemler ortaya çıkabilir.

Örneğin veli öğrencinin bütün ödevlerini kontrol ediyor, çalışma programını hazırlıyor ve sınav takvimini yönetiyorsa öğrencinin kendi kendini yönetme fırsatı azalabilir.

Benzer biçimde okul bütün sorumluluğu aileye bırakırsa eğitim sürecinde kopukluk oluşabilir.

Sağlıklı yapı, görevlerin paylaşılmasıdır.

Okul-Aile İş Birliği Yalnızca Sorun Çıktığında Kurulmamalıdır

Öğretmen ile veli arasındaki iletişimin yalnızca:

  • not düştüğünde,

  • öğrenci ödev yapmadığında,

  • davranış problemi yaşandığında,

  • devamsızlık arttığında

kurulması önemli bir sorundur.

Bu durumda öğrenci ve veli açısından öğretmen iletişimi zamanla:

“Bir problem oldu.”

anlamına gelebilir.

Oysa iletişim gelişim odaklı da olabilir.

Örneğin öğretmen:

“Son haftalarda derse katılımında belirgin bir artış görüyorum.”

veya:

“Planlama konusunda gelişme var, ancak çalışmasını son güne bırakma alışkanlığı devam ediyor.”

gibi kısa geri bildirimler verebilir.

Böylece okul-aile iletişimi yalnızca sorun çözme mekanizması olmaktan çıkar.

Öğrencinin gelişimini izleyen ortak bir süreç hâline gelir.

Veliye Sadece Not Söylemek Yeterli Değildir

Bir veliye:

“Matematikten 55 aldı.”

demek bilgi verir ancak ne yapılması gerektiği konusunda fazla yol göstermez.

Daha yararlı geri bildirim şöyle olabilir:

“Temel işlemlerde sorun görünmüyor ancak problem sorularında verilen bilgileri ayırt etmekte zorlanıyor. Evde daha fazla soru çözdürmekten önce soruyu okuyup verilenleri kendi cümlesiyle açıklamasını istemek yararlı olabilir.”

Bu tür bir geri bildirim;

  • problemi tanımlar,

  • veliye ne yapabileceğini açıklar,

  • öğrencinin bütün başarısını tek bir nota indirgemez.

Öğrenci Okul ve Evden Çelişkili Mesajlar Almamalıdır

Öğretmen öğrenciden kendi planını oluşturmasını isterken aile:

“Sen yapamazsın, programını ben hazırlayacağım.”

diyorsa öğrenci çelişkili mesajlarla karşılaşır.

Benzer şekilde öğretmen:

“Hata yapmak öğrenmenin bir parçasıdır.”

derken evde her yanlış cevap sert biçimde eleştiriliyorsa öğrencinin hata yapmaya yönelik kaygısı artabilir.

Bu nedenle okul ve aile arasında temel konularda ortak bir yaklaşım oluşturulması yararlıdır.

Örneğin:

  • çalışma sorumluluğu öğrencidedir,

  • aile ortam sağlar,

  • öğretmen rehberlik eder,

  • hata öğrenmenin doğal parçasıdır,

  • sonuç kadar süreç de önemlidir.

Bu ilkelerde mümkün olduğunca tutarlılık sağlanması öğrencinin öğrenme kültürünü güçlendirebilir.

Öz Düzenleme Nedir?

Öz düzenleme öğrencinin kendi öğrenmesini bilinçli biçimde yönetebilmesiyle ilgilidir.

Öz düzenleme becerisi gelişen bir öğrenci:

  • ne yapması gerektiğini belirleyebilir,

  • hedef oluşturabilir,

  • zamanını planlayabilir,

  • dikkatini kontrol etmeye çalışabilir,

  • çalışma sırasında kendini izleyebilir,

  • anlamadığını fark edebilir,

  • kullandığı yöntemin işe yarayıp yaramadığını değerlendirebilir,

  • gerektiğinde yeni bir strateji deneyebilir.

Bu nedenle öz düzenleme yalnızca:

“Ders çalışmayı istemek”

değildir.

Planlama, uygulama, izleme ve değerlendirmeyi içeren bir süreçtir.

Amaç Öğrenciyi Sürekli Denetlemek Değil, Denetime Olan İhtiyacı Azaltmaktır

Aile desteğinin başarısını:

“Çocuğum ben söylemeden hiç ders çalışmıyor.”

cümlesinden:

“Artık hangi gün ne çalışacağını kendisi planlıyor.”

noktasına geçiş olarak düşünebiliriz.

İlk aşamada veli:

“Bugün hangi ödevlerin var?”

diye hatırlatabilir.

Daha sonra:

“Bugünkü planını oluşturdun mu?”

diye sorabilir.

Bir süre sonra öğrenci planı kendisi oluşturur ve yalnızca ihtiyaç duyduğunda yardım ister.

Destek zamanla azalır.

Bu geçiş gerçekleşmiyorsa çocuk çalışıyor görünse bile öz düzenleme becerisi yeterince gelişmiyor olabilir.

Çalışma Ortamı Nasıl Olmalıdır?

Evde öğrenmeye uygun bir çalışma ortamı oluşturmak yararlı olabilir.

Ancak:

“Her öğrencinin mutlaka kendisine ait sessiz bir odası olmalıdır.”

şeklinde gerçekçi olmayan bir standart belirlemek doğru değildir.

Her ailenin fiziksel ve ekonomik koşulları farklıdır.

Temel amaç mümkün olduğunca;

  • dikkat dağıtıcıların azaltıldığı,

  • gerekli materyallerin erişilebilir olduğu,

  • yeterli aydınlatmanın bulunduğu,

  • öğrencinin belirli süre odaklanabileceği

bir alan oluşturmaktır.

Bu bazen ayrı bir çalışma odası olabilir.

Bazen yemek masasının belirli saatlerde çalışma alanı olarak kullanılması olabilir.

Kapsayıcı yaklaşım, ideal koşulları tarif etmekten çok mevcut koşullar içinde uygulanabilir düzenlemeler yapmayı gerektirir.

Telefonu Tamamen Yasaklamak Tek Çözüm Değildir

Telefon ve diğer dijital cihazlar öğrencinin dikkatini ciddi biçimde dağıtabilir.

Ancak bütün dijital cihazları kategorik biçimde yasaklamak her zaman gerçekçi olmayabilir.

Öğrenci;

  • sözlük,

  • dijital ders materyali,

  • hesaplama aracı,

  • okul platformu,

  • araştırma kaynağı

olarak da cihaz kullanabilir.

Daha sağlıklı yaklaşım kullanım amacını ve zamanını düzenlemektir.

Örneğin öğrenciyle birlikte:

“25 dakika çalışma sırasında bildirimleri kapatacağız, molada telefona bakabilirsin.”

gibi bir kural belirlenebilir.

Buradaki amaç teknolojiyle mücadele etmek değil, dikkati yönetmeyi öğrenmek olmalıdır.

Çalışma Masasının Mükemmel Olması Başarı Garantisi Değildir

Sosyal medyada son derece düzenli çalışma masaları görülebilir.

Renkli kalemler, özel defterler, zamanlayıcılar ve masa lambaları...

Bunlar kullanışlı olabilir.

Ancak öğrencinin verimli çalışması açısından asıl belirleyici olan:

masanın ne kadar estetik olduğu değil, öğrencinin masada ne yaptığıdır.

Bir öğrenci iki saat masada oturup sürekli notlarını düzenliyor olabilir ancak bilgiyi aktif olarak kullanmıyor olabilir.

Başka bir öğrenci 40 dakikalık odaklı çalışmada;

  • kendine soru sorabilir,

  • problem çözebilir,

  • öğrendiğini açıklayabilir,

  • hatalarını inceleyebilir.

Verimli çalışma, geçirilen süreden çok çalışmanın niteliğiyle ilişkilidir.

Gerçekçi ve Esnek Çalışma Planı

Çalışma programlarının en sık yapılan hatalarından biri aşırı ideal olmasıdır.

Örneğin:

16.00-17.00 Matematik
17.00-18.00 Fen
18.00-19.00 Türkçe
19.00-20.00 İngilizce

şeklinde aralıksız plan oluşturulabilir.

İlk gün uygulanır.

İkinci gün aksar.

Üçüncü gün tamamen bırakılır.

İyi çalışma planı öğrencinin gerçek yaşamını dikkate almalıdır.

Programda;

  • okul,

  • ulaşım,

  • yemek,

  • dinlenme,

  • sosyal yaşam,

  • spor,

  • uyku

için de yer bulunmalıdır.

Plan ne kadar gerçekçi olursa devam ettirilme ihtimali o kadar artar.

Programı Öğrencinin Kendisi Hazırlamalıdır

Velinin tamamen hazır bir çalışma çizelgesi hazırlayıp öğrenciye:

“Bundan sonra buna uyacaksın.”

demesi kısa vadede düzen sağlayabilir.

Ancak öğrencinin planlama becerisini geliştirmez.

Daha iyi yöntem birlikte planlamaktır.

Örneğin veli:

“Bu hafta hangi sınavların var?”

“Hangi ders için daha fazla zamana ihtiyacın olduğunu düşünüyorsun?”

“Hangi gün daha yoğun olacaksın?”

“Ne zaman dinlenmek istiyorsun?”

diye sorabilir.

Plan öğrencinin kararlarıyla şekillenir.

Bu durumda öğrenci programı dışarıdan dayatılmış bir emirden çok kendi planı olarak görebilir.

Günlük Plan Yerine Haftalık Plan Bazı Öğrenciler İçin Daha İşlevsel Olabilir

Her öğrencinin her gün saat saat plan yapması gerekmez.

Bazı öğrenciler için haftalık hedefler daha kullanışlı olabilir.

Örneğin:

Bu hafta;

  • matematikten iki konu tekrarı,

  • biyolojiden bir deneme,

  • İngilizceden kelime çalışması,

  • proje raporunun ilk bölümü

tamamlanacak.

Öğrenci bunları haftanın günlerine kendisi dağıtabilir.

Bu yaklaşım özellikle yaşı ilerleyen öğrencilerin zaman yönetimi konusunda daha fazla özerklik kazanmasına yardımcı olabilir.

Planın İçinde Dinlenme de Bulunmalıdır

Dinlenme zamanını:

“Çalışma bittikten sonra kalan boşluk”

olarak görmek doğru değildir.

Öğrencinin;

  • uyku,

  • fiziksel hareket,

  • arkadaşlarıyla vakit geçirme,

  • hobiler,

  • aile zamanı

gibi ihtiyaçları vardır.

Çalışma planı bunları yok sayarsa uzun vadede sürdürülebilir olmayabilir.

Amaç öğrencinin bütün hayatını ders etrafında düzenlemek değil, çalışmayı hayatının yönetilebilir bir parçası hâline getirmektir.

Saat Sayısından Çok Hedef Belirlemek

Veliler sıklıkla:

“Bugün kaç saat çalıştın?”

diye sorar.

Bu soru tek başına çalışma kalitesi hakkında fazla bilgi vermez.

Öğrenci üç saat masada oturmuş olabilir ancak az şey öğrenmiş olabilir.

Bunun yerine:

“Bugün neyi tamamlamayı planladın?”

“Planladığın kısmı bitirebildin mi?”

“En çok nerede zorlandın?”

gibi sorular daha anlamlı olabilir.

Örneğin:

“Bugün iki saat biyoloji çalışacağım.”

yerine:

“Kalıtım konusundaki iki alt başlığı tekrar edeceğim ve ardından 20 soruluk bir testle kendimi kontrol edeceğim.”

daha ölçülebilir bir hedeftir.

Uzun Süre Çalışmak Her Zaman Daha Verimli Değildir

Öğrencilerin saatlerce kesintisiz çalışması verimlilik göstergesi olarak görülmemelidir.

Dikkatin sürdürülebilmesi;

  • yaşa,

  • görevin niteliğine,

  • öğrencinin alışkanlıklarına,

  • zorluk düzeyine

göre değişebilir.

Bazı öğrenciler daha kısa çalışma bloklarında verimli olurken bazıları daha uzun süre odaklanabilir.

Bu nedenle tek bir:

“En ideal çalışma süresi budur.”

formülü vermek yerine öğrencinin kendi çalışma ritmini tanıması daha sağlıklıdır.

Mola Ödül Değildir

Mola vermek:

“Çalışmayı hak ettiysen dinlenebilirsin.”

anlayışıyla ele alınmamalıdır.

Dinlenme, uzun süreli dikkatin sürdürülebilmesi için çalışma düzeninin doğal parçasıdır.

Ancak molanın amacı çalışma sürecinden tamamen kopmak da değildir.

Öğrenci kendisi için hangi mola türünün işe yaradığını gözlemleyebilir.

Örneğin kısa yürüyüş bazı öğrencileri yenilerken, sosyal medyaya girmek çalışma sürecine dönmeyi zorlaştırabilir.

Öz düzenleme burada devreye girer:

“Hangi mola biçimi benim yeniden odaklanmama yardımcı oluyor?”

Sonuca Değil Yalnızca Çabaya da Değil, Sürece Odaklanmak

Ailelere sık verilen önerilerden biri:

“Sonucu değil çabayı övün.”

Bu önemli bir hatırlatmadır ancak tek başına yeterli değildir.

Her çabayı:

“Çok çalıştın, aferin.”

şeklinde övmek öğrencinin nasıl gelişeceğini göstermez.

Daha etkili geri bildirim spesifik olabilir.

Örneğin:

“İlk soruda hata yaptığında bırakmayıp çözüm yolunu değiştirdin.”

“Bu hafta çalışmanı son güne bırakmadığını fark ettim.”

“Yanlış cevaplarını yeniden incelemen işe yaramış.”

Bu geri bildirimler öğrencinin;

  • kullandığı stratejiyi,

  • gösterdiği sürekliliği,

  • davranışındaki gelişimi

görmesini sağlar.

Yüksek Notu Kutlamak Yanlış Değildir

Sonuca odaklanmamak:

“Notların hiçbir önemi yok.”

anlamına gelmez.

Öğrenci yüksek not aldığında elbette sevinebilir ve başarısı takdir edilebilir.

Sorun öğrencinin değerinin tamamen nota bağlanmasıdır.

Örneğin:

“95 aldın, harikasın.”

demek yerine:

“95 alman güzel. Özellikle son iki haftadır düzenli tekrar yapman sonucuna yansımış görünüyor.”

şeklindeki bir ifade başarıyı süreçle ilişkilendirir.

Düşük Not Ceza Gerektiren Bir Olay Değildir

Öğrenci beklenenden düşük not aldığında ilk tepki:

“Telefonunu alıyorum.”

veya:

“Bundan sonra her gün üç saat çalışacaksın.”

olursa öğrenci sınav sonucunu öğrenme verisi olarak görmek yerine cezalandırılma nedeni olarak görmeye başlayabilir.

Daha yararlı başlangıç soruları şunlardır:

“Sence nerede zorlandın?”

“Çalışma biçiminde ne işe yaradı, ne işe yaramadı?”

“Bir sonraki sınav için neyi değiştirebiliriz?”

Düşük notun nedeni her zaman az çalışmak olmayabilir.

Öğrenci;

  • yanlış yöntemle çalışmış,

  • sınav sorularını yanlış anlamış,

  • temel bilgi eksikliği yaşamış,

  • zamanı yönetememiş

olabilir.

Neden anlaşılmadan çözüm üretmek zordur.

“Daha Çok Çalış” Her Zaman İyi Bir Tavsiye Değildir

Bir öğrenci:

“Çalışıyorum ama olmuyor.”

diyorsa cevap her zaman:

“Daha çok çalış.”

olmamalıdır.

Belki öğrenci iki saat boyunca kitabı tekrar tekrar okuyordur.

Bunun yerine;

  • kendi kendine soru sorma,

  • hatırlamaya çalışma,

  • soru çözme,

  • kavramları açıklama,

  • yanlışları inceleme

gibi daha aktif yöntemlere ihtiyaç duyuyor olabilir.

Bu nedenle okul ve aile, yalnızca çalışma süresine değil çalışma yöntemine de dikkat etmelidir.

Ev Ödevinde Velinin Rolü Nedir?

Velinin öğrencinin ödevini yapması öğrencinin kısa vadede yüksek puan almasını sağlayabilir ancak öğrenme sorumluluğunu azaltır.

Veli;

  • görevi anlamasına yardım edebilir,

  • çalışma ortamı sağlayabilir,

  • kaynak bulmasına rehberlik edebilir,

  • gerektiğinde soru sorabilir.

Ancak cevapları üretmemelidir.

Örneğin:

“Bu sorunun cevabı B.”

demek yerine:

“Sorunun senden ne istediğini kendi cümlenle açıklayabilir misin?”

diye sorabilir.

Amaç öğrencinin yerine problemi çözmek değil, öğrencinin çözebilmesini desteklemektir.

Projeleri Veliler Yapmamalıdır

Okul projelerinde zaman zaman öğrenci düzeyinin çok üzerinde ürünlerle karşılaşılabilir.

Profesyonel görünümlü maketler veya karmaşık sunumlar bazen projenin önemli kısmının veli tarafından yapıldığı izlenimini oluşturabilir.

Bu durum öğrencinin öğrenme fırsatını azaltır.

Öğretmenin projeyi değerlendirirken yalnızca son ürüne değil;

  • taslaklara,

  • süreç notlarına,

  • öğrencinin açıklamasına,

  • yaptığı seçimlere

de bakması bu sorunu azaltabilir.

Veli destek sağlayabilir.

Ancak ürün öğrencinin ürünü olmalıdır.

Rol Model Olmak Ne Anlama Gelir?

Çocuğa:

“Kitap oku.”

derken yetişkinlerin sürekli telefonla ilgilenmesi elbette tutarsızlık oluşturabilir.

Ancak rol model olmak velinin her akşam mutlaka kitap okuması gerektiği anlamına da gelmez.

Önemli olan ailede öğrenmeye değer verildiğinin görünür olmasıdır.

Örneğin ebeveyn;

  • kitap okuyabilir,

  • haberin doğruluğunu araştırabilir,

  • yeni bir beceri öğrenebilir,

  • bir problemi çözmek için kaynaklara bakabilir,

  • kendi işini planlayabilir.

Çocuk böylece öğrenmenin yalnızca okul çağındaki kişilere ait bir görev olmadığını görür.

Aile İçi Ortak Okuma Zamanı Kullanılabilir

Bazı ailelerde haftada birkaç kez kısa bir ortak okuma zamanı yararlı olabilir.

Bu sürede;

  • çocuk ders kitabını,

  • anne veya baba kendi kitabını,

  • başka bir aile üyesi dergi veya başka bir metni

okuyabilir.

Amaç herkesin aynı kitabı okuması değildir.

Ev ortamında:

“Bu zaman dilimi odaklanma ve öğrenme zamanı.”

kültürü oluşturmaktır.

Ancak bu uygulama da zorunlu bir aile törenine dönüşmemelidir.

Her ailenin yaşam düzeni farklıdır.

Öğrencinin Yanında Öğretmeni Değersizleştirmemek

Okul-aile iş birliğini zedeleyen davranışlardan biri öğrencinin yanında öğretmeni veya okulu sürekli küçümsemektir.

Elbette öğretmenler de hata yapabilir ve ailelerin eleştiri hakkı vardır.

Ancak sorun varsa doğrudan okul veya öğretmenle görüşmek daha sağlıklı olabilir.

Öğrencinin yanında:

“Senin öğretmenin zaten hiçbir şey bilmiyor.”

gibi ifadeler kullanıldığında öğrencinin öğretim sürecine güveni zedelenebilir.

Eleştiri yapılacaksa kişiyi değersizleştirmek yerine somut problem üzerinden iletişim kurulmalıdır.

Öğretmen de Veliyi Yargılamamalıdır

İletişim iki yönlüdür.

Öğretmenin:

“Evde hiç ilgilenmiyorsunuz.”

şeklindeki genelleyici bir ifade kullanması veliyle iş birliğini zorlaştırabilir.

Öğretmen ailenin;

  • çalışma saatlerini,

  • ekonomik durumunu,

  • aile yapısını,

  • evdeki sorumluluklarını

tam olarak bilmiyor olabilir.

Daha yapıcı yaklaşım:

“Son üç haftada ödevlerin önemli bölümü tamamlanmadı. Evde çalışma düzeniyle ilgili sizin gözlemlediğiniz bir zorluk var mı?”

şeklinde olabilir.

Bu dil suçlamak yerine bilgi toplamaya ve çözüm üretmeye yöneliktir.

Veli Toplantılarında Yalnızca Not Konuşulmamalıdır

Bir öğrenci hakkında;

  • matematik 70,

  • biyoloji 80,

  • Türkçe 65

demek velinin zaten sistemde görebileceği bilgileri tekrar etmek olabilir.

Veli toplantılarında daha yararlı başlıklar şunlar olabilir:

  • derse katılım,

  • görev tamamlama,

  • zaman yönetimi,

  • yardım isteme,

  • grup çalışması,

  • çalışma alışkanlığı,

  • gelişim gösteren alanlar,

  • desteğe ihtiyaç duyulan noktalar.

Bu bilgiler öğrencinin akademik gelişimini daha bütüncül biçimde görmeye yardımcı olur.

Öğrenci de Görüşmeye Dahil Edilebilir

Uygun durumlarda öğrenci kendi öğrenme sürecinin konuşulduğu görüşmelerin bir bölümüne katılabilir.

Örneğin öğrenci:

“Bu dönem en çok geliştirdiğim yön...”

“Zorlandığım alan...”

“Önümüzdeki ay hedefim...”

başlıklarını hazırlayabilir.

Bu durumda öğretmen ve veli öğrenci hakkında konuşan iki yetişkin olmaktan çıkar.

Öğrenci de kendi gelişimi hakkında söz sahibi olur.

Bu uygulama öz değerlendirme ve sorumluluk açısından güçlü bir fırsat sunabilir.

Ailelerin Birbirleriyle Çocuklarını Karşılaştırması Sorun Oluşturabilir

“Bak kuzenin üç saat çalışıyor.”

“Arkadaşın 95 almış.”

“Komşunun çocuğu her gün kitap okuyor.”

gibi karşılaştırmalar öğrencinin kendi gelişiminden çok başkalarının performansına odaklanmasına yol açabilir.

Daha anlamlı karşılaştırma öğrencinin kendisiyle yapılabilir.

“Geçen ay soruları son güne bırakıyordun, bu ay daha erken başlamışsın.”

Bu tür geri bildirim gelişimi görünür kılar.

Kardeşler Arasında da Aynı Çalışma Düzeni Beklenmemelidir

Aynı ailede yetişen iki çocuk bile farklı çalışma alışkanlıklarına sahip olabilir.

Bir öğrenci sabah daha iyi çalışabilir.

Diğeri okuldan sonra kısa dinlenmeye ihtiyaç duyabilir.

Biri sessiz ortam isterken diğeri hafif arka plan sesinden rahatsız olmayabilir.

Bu nedenle:

“Ablan böyle yapıyordu, sen de böyle yap.”

yaklaşımı yerine öğrencinin kendi verimli çalışma biçimini keşfetmesine yardımcı olmak gerekir.

Aile Desteği Baskıya Ne Zaman Dönüşür?

Bazı davranışlar iyi niyetle başlasa da zamanla aşırı kontrole dönüşebilir.

Örneğin;

  • her gün sürekli not kontrol etmek,

  • çalışma süresini dakika dakika izlemek,

  • her sınavdan sonra uzun sorgulama yapmak,

  • arkadaşlık ve dinlenme zamanını tamamen ders başarısına bağlamak,

  • yüksek not dışında hiçbir sonucu yeterli görmemek

öğrencide ciddi baskı oluşturabilir.

Aile desteğinin temel sorusu:

“Çocuğum çalışıyor mu?”

değil,

“Çocuğum kendi çalışma sorumluluğunu giderek daha fazla üstlenebiliyor mu?”

olmalıdır.

Öğrenciye Seçim Hakkı Vermek

Öz düzenleme için öğrencinin karar verme fırsatına ihtiyacı vardır.

Aile:

“Şimdi otur, iki saat matematik çalış.”

yerine:

“Bu akşam tamamlaman gereken matematik ve biyoloji çalışman var. Hangisinden başlamak istersin?”

diyebilir.

Sınırlar vardır ancak öğrenci bu sınırlar içinde seçim yapar.

Zaman içinde seçim alanı genişletilebilir.

Bu yaklaşım öğrencinin özerklik duygusunu destekler.

Sorumluluk Vermek ile Kendi Hâline Bırakmak Aynı Şey Değildir

Bazı aileler:

“Artık lise öğrencisi, kendisi bilir.”

deyip tamamen geri çekilebilir.

Öz düzenleme becerisi yeterince gelişmemiş bir öğrenci için bu durum zorluk yaratabilir.

Daha sağlıklı yaklaşım desteği kademeli azaltmaktır.

Örneğin:

İlk aşamada

Birlikte haftalık plan yapılır.

Sonraki aşamada

Öğrenci planı hazırlar, aile yalnızca gözden geçirir.

Daha sonra

Öğrenci kendi planını tamamen yönetir.

Ama ihtiyaç duyduğunda destek alabileceğini bilir.

Sınav Haftası Krizlerini Azaltmak

Sınavlardan hemen önce yoğun çalışma yapılması genellikle planlama sorununun sonucudur.

Okul sınav takvimini mümkün olduğunca erken paylaşabilir.

Aile öğrencinin:

“Bu sınava ne zaman başlamayı planlıyorsun?”

diye düşünmesine yardımcı olabilir.

Ancak burada da aile bütün planı yapmamalıdır.

Öğrencinin çalışma süresini geriye doğru planlaması teşvik edilebilir.

Örneğin:

Sınav cuma günü.

Perşembe: genel tekrar
Çarşamba: eksik konular
Salı: soru çözümü
Pazartesi: konu tekrarı

Bu tür geriye doğru planlama, öğrencinin son gece yoğun çalışmaya olan bağımlılığını azaltabilir.

Öğrenci Kendi Çalışmasını Değerlendirmelidir

Haftanın sonunda öğrenciye üç basit soru sorulabilir:

Bu hafta planımda neyi başardım?

En çok nerede zorlandım?

Gelecek hafta neyi değiştireceğim?

Bu soruların velinin sorgulaması şeklinde değil, öğrencinin kendi değerlendirmesi şeklinde kullanılması önemlidir.

Amaç hata bulmak değil öğrenme alışkanlığını geliştirmektir.

Öğretmen de Çalışma Stratejilerini Öğretmelidir

Çalışma alışkanlığının bütün sorumluluğunu aileye bırakmak doğru değildir.

Öğrenci:

“Ders çalış.”

talimatını duyabilir ancak nasıl çalışacağını bilmiyor olabilir.

Öğretmenler kendi derslerinde;

  • nasıl tekrar yapılabileceğini,

  • soru çözümünden sonra yanlışların nasıl inceleneceğini,

  • önemli kavramların nasıl ilişkilendirileceğini,

  • sınava nasıl hazırlanılabileceğini

modelleyebilir.

Örneğin biyoloji öğretmeni öğrenciye yalnızca:

“Konuyu tekrar edin.”

demek yerine:

“Önce kitabı kapatıp hücresel solunumun aşamalarını hatırlamaya çalışın. Daha sonra kitabı açarak eksiklerinizi kontrol edin.”

şeklinde daha somut bir yöntem gösterebilir.

“Çalış” Talimatı Yerine Strateji Öğretmek

Öğretmen ve veli iş birliği içinde öğrenciye şu soruları öğretebilir:

Çalışmaya başlamadan önce

Bugün neyi öğrenmeye çalışıyorum?

Çalışma sırasında

Gerçekten anlıyor muyum?

Çalışma sonunda

Kitaba bakmadan açıklayabilir miyim?

Yanlış yaptığımda

Hata neden oluştu?

Plan bittiğinde

Bu çalışma yöntemi işe yaradı mı?

Bu sorular öğrencinin kendi öğrenmesini izlemesini sağlar.

Okul ve Aile Ortak Bir Dil Kullanabilir

Örneğin okulda öğrencilere:

Planla – Uygula – Kontrol Et – Düzenle

şeklinde bir öz düzenleme döngüsü öğretiliyorsa aile de evde aynı dili kullanabilir.

“Niye yine yapmadın?”

yerine:

“Planının hangi kısmı işlemedi?”

diye sorulabilir.

Bu küçük dil değişimi öğrenciyi savunmaya geçmek yerine problemi analiz etmeye yöneltebilir.

Dijital Öğrenci Takibi Kontrol Aracına Dönüşmemelidir

Okul sistemleri sayesinde aileler;

  • notları,

  • devamsızlığı,

  • ödevleri

çok hızlı görebilir.

Bu önemli bir avantajdır.

Ancak velinin her not girişinden birkaç dakika sonra öğrenciyi araması veya mesaj atması öğrencide sürekli izlenme hissi oluşturabilir.

Dijital sistemler bilgi sağlamak için kullanılmalı, öğrencinin bütün eğitim yaşantısını anlık denetim sistemine dönüştürmemelidir.

Başarı Hedefleri Gerçekçi Olmalıdır

Her öğrencinin:

“Bütün derslerden 100 alması”

gerçekçi veya gerekli bir hedef olmayabilir.

Daha anlamlı hedefler;

  • çalışma düzenini geliştirmek,

  • belirli derste temel eksikleri gidermek,

  • yanlış soru sayısını azaltmak,

  • ödevleri zamanında tamamlamak,

  • ders sırasında daha fazla soru sormak

olabilir.

Sonuç hedeflerinin yanında süreç hedefleri de bulunmalıdır.

Küçük Hedefler Büyük Alışkanlıklar Oluşturabilir

Çalışma alışkanlığı olmayan bir öğrenciye:

“Bundan sonra her gün üç saat çalışacaksın.”

demek yerine daha küçük bir başlangıç yapılabilir.

Örneğin:

“Bu hafta okuldan geldiğin dört gün, akşam yemeğinden önce 25 dakikalık bir tekrar yapmayı deneyelim.”

Alışkanlık oturduğunda süre veya kapsam artırılabilir.

Amaç mükemmel programı ilk günden uygulamak değil, sürdürülebilir bir rutin oluşturmak olmalıdır.

Uyku Düzeni Çalışma Programının Parçasıdır

Gece çok geç saatlere kadar ders çalışan öğrencinin çalışma süresi yüksek görünebilir.

Ancak uyku düzeninin sürekli bozulması sağlıklı bir çalışma alışkanlığı değildir.

Bu nedenle çalışma planı oluşturulurken yalnızca:

“Kaç saat ders?”

değil,

“Ne zaman dinlenecek ve uyuyacak?”

sorusu da düşünülmelidir.

Sınavdan önce sabaha kadar çalışmayı başarı göstergesi olarak sunmak yerine düzenli çalışma alışkanlığı teşvik edilmelidir.

Başarısızlık Sonrası Ailenin Tepkisi Çok Önemlidir

Öğrenci sınavdan düşük puanla eve geldiğinde ilk karşılaşacağı tepki sonraki davranışını etkileyebilir.

Eğer ilk soru:

“Kaç kişi senden yüksek aldı?”

ise öğrenci karşılaştırmaya odaklanır.

“Sen zaten çalışmadın.”

denirse savunmaya geçebilir.

Daha üretken yaklaşım:

“Sonuç beklediğin gibi olmamış. Birlikte nedenine bakalım mı?”

olabilir.

Buradaki amaç öğrenciyi sonuçtan korumak değil, sonucu öğrenme verisine dönüştürmektir.

Başarı Sonrası da Değerlendirme Yapılabilir

Öz düzenleme yalnızca düşük sonuçlarda devreye girmez.

Öğrenci çok iyi sonuç aldığında da:

“Sence bu sınavda neyi doğru yaptın?”

diye sorulabilir.

Öğrenci:

“Bir hafta önceden başladım.”

“Yanlış sorularımı tekrar çözdüm.”

“Arkadaşıma konuyu anlatınca daha iyi anladım.”

gibi cevaplar verebilir.

Bu farkındalık etkili stratejinin gelecekte yeniden kullanılmasını sağlar.

Aile İçi Sorumluluklar Akademik Sorumluluğu da Destekleyebilir

Öğrencinin sadece dersleriyle ilgili sorumluluk taşıması gerekmez.

Yaşına uygun biçimde;

  • odasını düzenlemek,

  • masayı hazırlamak,

  • kendi çantasını kontrol etmek,

  • belirli ev işlerine katkıda bulunmak

genel sorumluluk gelişimini destekleyebilir.

TYMM'nin Erdem-Değer-Eylem Çerçevesinde de aile içi iş birliği ve görevlerin zamanında yerine getirilmesi açık biçimde sorumluluk alanları arasında yer almaktadır.

Çalışkanlık Yalnızca Çok Çalışmak Değildir

Çalışkanlığı yalnızca:

“Günde kaç saat ders çalışıyor?”

üzerinden değerlendirmek eksik olur.

TYMM'nin Çalışkanlık değeri altında;

  • disiplinli ve istikrarlı çalışma alışkanlıkları,

  • iç motivasyon,

  • öz denetim,

  • amaç belirleme,

  • zorluk karşısında tekrar deneme

gibi unsurlar yer almaktadır.

Dolayısıyla çalışkanlık:

çok uzun süre çalışmak değil, sorumluluklarını planlı, düzenli ve sürdürülebilir biçimde yerine getirebilmek

olarak ele alınabilir.

Öğretmenler Velilere Ne Önerebilir?

Velilere yalnızca:

“Çocuğunuz daha fazla çalışmalı.”

demek yerine daha somut öneriler sunulabilir.

Örneğin:

Çalışma ortamını düzenleyin

Mümkün olduğunca dikkat dağıtıcıları azaltın.

Programı birlikte oluşturun

Ancak kararların tamamını siz vermeyin.

Süreyi değil hedefi sorun

“Kaç saat çalıştın?” yerine “Bugün neyi tamamladın?” deyin.

Sonuçtan sonra nedenleri konuşun

Notu yalnızca ödül veya cezaya dönüştürmeyin.

Yardım edin ama yerine yapmayın

Ödevin veya projenin sahibi öğrenci olsun.

Düzenli iletişim kurun

Öğretmenle yalnızca sorun çıktığında görüşmeyin.

Gelişimi görünür kılın

Küçük ilerlemeleri de fark edin.

Öğretmenler İçin Okul-Aile İş Birliği Kontrol Listesi

Öğrencinin çalışma alışkanlığıyla ilgili veliyle görüşmeden önce şu sorular yararlı olabilir:

1. Sorunu somut olarak tanımlayabiliyor muyum?

“Düzensiz” yerine neyin düzensiz olduğunu açıklayabiliyor muyum?

2. Yalnızca notlara mı bakıyorum?

Çalışma süreci hakkında başka gözlemlerim var mı?

3. Veliye uygulanabilir öneri verebiliyor muyum?

4. Ailenin koşullarını anlamaya çalışıyor muyum?

5. Öğrencinin güçlü yönlerinden de söz ediyor muyum?

6. Öğrenciye sorumluluk bırakıyor muyuz?

7. Evde ve okulda verilen mesajlar birbiriyle uyumlu mu?

8. Belirlediğimiz hedef ölçülebilir mi?

9. Ne zaman yeniden değerlendirme yapacağımız belli mi?

10. Öğrenciyi sürecin içine dahil ettik mi?

Bu sorular öğretmen-veli görüşmesini yalnızca problem bildiriminden çıkarıp ortak çözüm sürecine dönüştürebilir.

Veliler İçin 10 Soruluk Hızlı Kontrol

Aileler de zaman zaman kendilerine şu soruları sorabilir:

1. Çocuğumun bütün programını ben mi hazırlıyorum?

2. “Ders çalış.” demekten başka nasıl çalışacağını konuşuyor muyuz?

3. Notlara verdiğim tepki çocuğumu öğrenmeye mi, korkuya mı yönlendiriyor?

4. Dinlenme ve sosyal yaşam için yeterli alan bırakıyor muyuz?

5. Çabasını överken hangi davranışın işe yaradığını söylüyor muyum?

6. Kardeşleri veya arkadaşlarıyla karşılaştırıyor muyum?

7. Öğretmenle yalnızca problem çıktığında mı iletişim kuruyorum?

8. Ödevlerine destek mi oluyorum, yoksa bazı görevleri onun yerine mi yapıyorum?

9. Evimizde öğrenmeye değer verildiğini davranışlarımızla gösterebiliyor muyuz?

10. Çocuğum bana ihtiyaç duymadan da kendi çalışmasını yönetmeye başlıyor mu?

Son soru özellikle önemlidir.

Çünkü aile desteğinin uzun vadeli başarısı, desteğin sürekli artmasıyla değil öğrencinin bağımsızlığının artmasıyla anlaşılır.

Okul-Aile İş Birliğine Biyoloji Dersinden Bir Örnek

Örneğin bir lise öğrencisi biyoloji sınavlarında sürekli düşük puan alıyor olsun.

İlk bakışta:

“Daha çok çalışması gerekiyor.”

sonucuna ulaşılabilir.

Ancak öğretmen öğrencinin;

  • derslerde kavramları bildiğini,

  • ancak grafik ve yorum sorularında zorlandığını

gözlemliyor olsun.

Veli görüşmesinde şu yaklaşım kullanılabilir:

Öğretmen:
“Temel bilgide büyük eksik görünmüyor. Asıl sorun bilgiyi soru üzerinde kullanırken ortaya çıkıyor.”

Veli:
“Evde çok uzun süre ders çalışıyor.”

Bu bilgi önemli bir ipucu oluşturur.

Öğrenci belki sürekli konu okuyordur.

Öğretmen:

“Bu hafta tekrar süresinin bir bölümünü grafik ve yorum sorularına ayırmasını, her yanlışta cevaba bakmadan önce neden yanlış yaptığını yazmasını deneyebiliriz.”

önerisini verebilir.

Veli ise her gün kaç soru çözdüğünü kontrol etmek yerine:

“Bugün yanlışlarından ne öğrendin?”

diye sorabilir.

Bir hafta sonra öğrenciyle birlikte sonuç değerlendirilir.

Bu örnekte okul ve aile aynı hedef üzerinde fakat farklı sorumluluklarla çalışmaktadır.

Öğrencinin Kendi Öğrenmesini Yönetebildiğini Nasıl Anlarız?

Öz düzenleme geliştikçe öğrenci davranışlarında bazı değişiklikler görülebilir.

Örneğin öğrenci;

  • ödev tarihlerini kendisi takip etmeye,

  • hangi konuyu tekrar etmesi gerektiğini belirlemeye,

  • yardım istemeden önce problemi kendi başına çözmeyi denemeye,

  • sınavdan önce plan yapmaya,

  • yanlışlarının nedenini incelemeye,

  • işe yaramayan çalışma yöntemini değiştirmeye

başlayabilir.

En önemli göstergelerden biri de öğrencinin:

“Anlamadım.”

diyebilmesidir.

Kendi öğrenmesini izleyemeyen öğrenci bazen neyi bilmediğini bile fark edemez.

Okul ve Ailenin Nihai Hedefi Aynı Olmalıdır

Okul:

“Öğrencim kendi kendine öğrenebilsin.”

isterken aile:

“Ben söylemeden hiçbir şey yapmasın.”

şeklinde bir sistem kurarsa çelişki oluşur.

Nihai hedef şu olmalıdır:

Öğrencinin giderek daha az dış kontrole ihtiyaç duyması.

Başlangıçta öğretmen ve aile daha fazla yapı sunar.

Zamanla öğrenci;

  • planı,

  • uygulamayı,

  • kontrolü,

  • değerlendirmeyi

kendi üstlenir.

Bu dönüşüm bir anda gerçekleşmez.

Ama eğitimde bağımsızlığın gelişmesi tam olarak bu süreçtir.

Sonuç: Amaç Çalıştırmak Değil, Çalışmayı Öğretmektir

Öğrencinin verimli çalışma alışkanlığı kazanması yalnızca:

“Daha çok ders çalış.”

demekle gerçekleşmez.

Kalıcı çalışma kültürü;

  • düzenli ancak esnek rutinler,

  • gerçekçi hedefler,

  • uygun çalışma ortamı,

  • öğrenmeye yönelik geri bildirim,

  • hata yapma ve yeniden deneme fırsatı,

  • sağlıklı okul-aile iletişimi

ile desteklenebilir.

Ailenin görevi öğrencinin bütün sorumluluklarını üstlenmek değildir.

Öğretmenin görevi de yalnızca ödev verip sonucu kontrol etmek değildir.

Her iki tarafın temel amacı öğrencinin kendi öğrenmesini yönetebilmesini sağlamaktır.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin değerler çerçevesinde aile içi iş birliği ve sorumluluğu; çalışkanlık kapsamında ise disiplinli, istikrarlı çalışma, iç motivasyon ve öz denetimi öne çıkarması bu açıdan anlamlıdır. Modelde öz düzenleme de programlar arası sosyal-duygusal öğrenme becerileri içinde farklı ders ve kademelerde kullanılan temel becerilerden biridir.

Sağlıklı okul-aile iş birliğinin başarı ölçütü, öğrencinin sürekli kontrol edilmesi değildir.

Tam tersine zaman içinde:

“Ödevini yaptın mı?”

sorusuna daha az ihtiyaç duyulmasıdır.

Çünkü öğrenci artık kendi kendine:

“Bugün ne yapmam gerekiyor?”

“Ne kadar ilerledim?”

“Nerede zorlandım?”

“Bir sonraki adımım ne olmalı?”

sorularını sorabiliyorsa en önemli çalışma alışkanlıklarından birini kazanmış demektir.

Okul ve ailenin yapabileceği en değerli şey öğrencinin hayatı boyunca yanında durup her adımını yönetmek değildir.

Bir gün kendi öğrenmesini onların yardımı olmadan da yönetebilecek hâle gelmesini sağlamaktır.


Makale Bilgileri
Okunma: 23

Etiketler:

okul aile iş birliği verimli çalışma alışkanlığı öz düzenleme veli rehberi TYMM öğrenci motivasyonu çalışma planı aile katılımı öğretmen veli iletişimi ders çalışma alışkanlığı
🍪 Sitemizde, size daha iyi bir deneyim sunabilmek ve içerikleri kişiselleştirmek için çerezler (cookies) kullanılmaktadır. Sitemizi kullanarak çerez kullanımını kabul etmiş sayılırsınız. Daha fazla bilgi için Gizlilik Politikamızı inceleyebilirsiniz.